Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

31 Mart 2013 Pazar

Tarihin en büyük internet saldırısı yavaşlattı





'Tarihin en büyük saldırısı' interneti yavaşlattı
Uzmanların, tarihin en büyük siber saldırısı olarak nitelediği saldırı sonucunda dünya çapında internetin yavaşladığı bildiriliyor. Bir haftadır yaşanan bu yavaşlama 10 ülkenin polisi tarafından soruşturuluyor.



İstenmeyen e-postalarla mücadele için çalışan bir grup ile sunucular arasındaki çekişme, merkezi alt yapının zarar görmesine yol açtı.



Uzmanlar, Netflix gibi sıklıkla kullanılan hizmetler üzerinde ciddi etkisi olan durumun, bankacılık ve eposta hizmetlerine sıçramasından endişe ediyor.



10 ülkenin ulusal siber polis ekipleri saldırılarla ilgili soruşturma yürütüyor.



İstenmeyen epostalarla mücadele amacıyla Londra ve Cenevre merkezli olarak faaliyet yürüten Spamhaus adlı grup, bu amaçla tehlikeli saldırılar için kullanılan sunucuları ve veri tabanlarını yasaklılar listesine alıyor.



Grup son dönemlerde, çocuk pornografisi ve terörizmle bağlantılı içerik dışında her şeye ev sahipliği yapacağını açıklayan Cyberbunker adlı bir sunucuyu da yasaklılar listesine eklemişti.



'Anonymous ve RedHack buzdağının görünen ucu'

Cyberbunker'ın sözcüsü olduğunu iddia eden Sven Olaf Kamphuis, mesajında, Spamhaus'un pozisyonunu istismar ettiğini ve bu grubun internette neyin yayılıp neyin yayılmayacağına karar vermesinin doğru olmadığını belirtti.


Spamhaus, saldırının arkasında Doğu Avrupa'daki suç örgütleriyle birlikte Cyberbunker'ın da bulunduğunu belirtiyor.



Cyberbunker, BBC'nin konuyla ilgili sorularına henüz bir yanıt vermedi.





ntvmsbc

Samsung’un merakla beklenen son modeli Galaxy S4




S4'ün satış tarihi ve fiyatı belli oldu
Samsung’un merakla beklenen son modeli Galaxy S4, ABD’de 16 Nisan itibariyle satışa çıkacak.


Samsung’un merakla beklenen son modeli Galaxy S4’ün satış tarihi ve fiyatı ortaya çıktı.



Model ABD’de belirli telefon operatörlerinden alınacak iki yıllık kontratlara bağlı olarak 16 Nisan’da 249 dolardan satışa çıkacak.



Telefon Mart ayının başlarında New York’ta dev bir organizasyonla tanıtılmış ancak o zaman fiyatı hakkında herhangi bir açıklama yapılmamıştı.



Samsung’un son modeli için iki yıllık kontratla istenen 250 dolarlık fiyat birçok rakibinden daha yüksek bir rakam.



Apple aynı tarifeyle son telefonu iPhone 5’i 200 dolardan satışa çıkarmıştı.



5 inç genişliğinde ekrana sahip olan yeni Galaxy S4, pek çok başarılı uygulamasının yanı sıra 9 dile çeviri yapabilme özelliğiyle dikkat çekmişti.






ntvmsbc


Facebook'un açıklarından 9 bin dolar kazandı




Facebook'un açıklarından 9 bin dolar kazandı
Elazığ'da yaşayan bilgisayar programcısı İlyas Orak, 4 kez sosyal paylaşım sitesi Facebook'un güvenlik açıklarını bulup 9 bin 450 dolar ödül aldı.



 Elazığ'ın Kovancılar ilçesinde yaşayan bilgisayar programcısı 22 yaşındaki İlyas Orak, 4 kez sosyal paylaşım sitesi Facebook'un güvenlik açıklarını bulduğunu ve siteden 9 bin 450 dolar ödül kazandığını söyledi.



Orak, Gümüşhane Üniversitesi Gümüşhane Meslek Yüksekokulu Bilgisayar Programcılığı Bölümü'nden mezun olduğunu söyledi.



Küçüklüğünden beri bilgisayarlarla uğraştığını dile getiren Orak, diğer kullanıcıların var olan program ve oyunları kullandığını, kendisinin bu sistemlerin nasıl yapıldığını merak ettiğini belirtti.



Merakını gidermek için önceleri adını bile bilmediği programlama dilini öğrenmeye çalıştığını vurgulayan Orak, bununla ilgili internet üzerinden araştırma yaptığını anlattı.



Programlama diliyle uğraşınca ilk etapta ''hackleme'' hevesi oluştuğunu aktaran Orak, daha sonra ise ''hata bildirimi'' yapmanın daha uygun olduğuna karar verdiğini açıkladı.



İlyas Orak, yaptığı taramalar sonucunda dünyada ve Türkiye'de birçok şirketin ve resmi kurumun internet sitesinde açık bulduğunu, bunların hepsine hatalarla ilgili bildirim yaptığını kaydederek, şöyle konuştu:



''Facebook'ta 4 tane sistem açığı buldum. Hepsini de 'sıfırlama' bölümünde bulmuştum. İlk güvenlik açığının programını yazdım. Bu, hesap hackleme programıydı. Bir hesabı almam, şifresini değiştirmem 5 saniyemi alıyordu. Son bulduğum güvenlik açığı da sıfırlama noktasında hesapların yüzde 80-90'ını etkileyen bir açıktı. Facebook, bunlara yönelik 'Whitehot' adında güvenlik bildirimi kısmı oluşturdu. Biz de oradan bağlantıya geçiyoruz kendileriyle, onlar da bize dönüş yapıp, teşekkür ediyorlar. Geri dönüşleri 15 gün-1 ay arasında sürüyor. Güvenlik bildirimi yaptıktan sonra bir miktar ödül var. Ben toplamda 4 kere ödül aldım, bunlar açığın derecesine göre değişiyor. Ben sırasıyla 2 bin 950, 5 bin ve en son bin 500 dolar ödül aldım.''

Aldığı 9 bin 450 dolarlık ödülü tahsil etmekte zorlandığını belirten Orak, kendisine gönderilen kartın anlaşmalı bankalarının Türkiye'de bulunmadığını, parasını ya yurt dışındaki akrabalarının yardımıyla ya da havaleyle alabildiğini söyledi.

WHITEHOT LİSTESİNDEKİ 9 TÜRK'TEN BİRİSİ


İlyas Orak, sosyal paylaşım sitesinin, güvenlik açığı bulanların isimlerini Whitehot listesine yazdığını, kendisinin isminin de burada bulunduğunu bildirdi.

Listede yer alan 9 Türk'ten 4'ünün adının listeye yazılmasına vesile olduğunu açıklayan Orak, ''Bildirimde bu kişilerin de bana yardımcı olduğunu belirttim ve ödül almalarına aracı oldum'' dedi.

Orak, hiçbir işte çalışmadığını, başvuru yaptığı firmaların ya kendisini umursanmadığını ya da olumlu cevap vermediğini vurgulayarak, iyi bir firmada kariyerine devam etmek istediğini sözlerine ekledi.



ntvmsnbc

Plüton’un beş değil, 10 uyduya sahip








'5 değil 10 uydusu olabilir'
ABD Ulusal Havacılık ve Uzay Dairesi (NASA) tarafından gerçekleştirilen bir simülasyon, cüce gezegen Plüton’un beş değil, 10 uyduya sahip olabileceğini gösterdi. Simülasyon, Plüton’u incelemek için görevlendirilen New Horizons uzay aracının Plüton ve uydusu Charon arasındaki bölgeye girdiğinde büyük bir risk alabileceğini öne sürdü.

Güneş Sistemi’nde Neptün’ün ardından gelen cüce gezegen Plüton’un, Charon, Nix, Hydra, S/2011 P 1 ve S/2012 P 1 uydularının yanı sıra, beş tane daha fazla uydusu olabileceği ifade edildi. NASA tarafından gerçekleştirilen simülasyonda, 14 Temmuz 2015’te Plüton-Charon sistemine girmesi beklenen New Horizons uzay aracının, kendini iki gök cismini saran asteorit kaplı bir alanda bulabileceği belirtildi.

Yeni simülasyon, bugüne kadar Hubble Uzay Teleskopu tarafından keşfedilen dört uydunun çok ötesinde kalan, yörüngeleri çok daha büyük olan yeni uydular olabileceğini öne sürdü. Hubble’ın süper-derin görüş alanının ötesinde kalan bu uydular, aynı zamanda çok sönük ve küçük olmaları nedeniyle tespit edilememiş olabilir.

KEŞFEDECEK ÇOK ŞEY VAR

   Discovery News’in haberine göre, Utah Üniversitesi’nden Benjamin Bromley ve Harvard Astrofizik Merkezi’nden Scott Keyon’un gerçekleştirdiği simülasyon, New Horizons’ın Plüton’un yörüngesinden geçişi için birden fazla seçenek düşünülmesi gerektiğini savundu.


  Sorun şu ki, Plüton ve Charon’u saran bölgeye girdiği zaman bir asteorit veya buzul göktaşına çarpması halinde, saatte yaklaşık 57 bin km hızla ilerleyen New Horizons, Dünya’ya bir parça veri bile gönderemeden yok olacak.

Diğer yandan, Plüton-Charon sisteminde keşfedilmesi gereken çok fazla sır var. Ay’ın kütlesi, Dünya’nın kütlesinin yüzde biri. Oysa, Charon’un kütlesi Plüton’un kütlesinin yüzde 12’sine eşit. Bu sebeple, Dünya ile Ay arasındaki ağırlık merkezi Dünya’nın çapı içinde kalırken, Plüton ve Charon ortak bir ağırlık merkezinin etrafında dönüyor ve ‘çift yıldız’ olarak adlandırılıyorlar.

Dahası, Plüton’un son derece dağınık jeolojik yapısının sebebi ne? Gök bilimciler, cüce gezegenin, Jüpiter’in birçok uydusunda olduğu gibi gaz ve tozdan oluşan kozmik bir diksten oluşmuş olabileceğini düşünüyor.






YENİ BİR TEORİ

ABD’nin Boulder Üniversitesi’nden Robin Canup ise daha popüler olan bir teori öne sürüyor. Canup’undüşüncesine göre, Plüton çok eski zamanlada, Güneş Sistemi’ndeki gezegenlerin ötesinde kalan Kuşper Kuşağı nesnelerinden biriyle çarpıştı.

Canup’un hazırladığı simülasyona göre, çarpışmada kütlesi gezegenine kıyasla çok daha büyük olan bir uydunun oluştu. Ayrıca, spiral bir kozmik enkaz, iki kozmik cismin etrafında bir halka oluşturdu.

Simülasyon, çarpışmanın ardından gelen 10 yılda halkanın daha büyük bir hal aldığını, 100 bin yıl içinde ise halkadan saçılan birkaç kilometre çapındaki cisimler önlerine çıkan toz parçacıklarını da çekerek çok küçük uydular haline geldi.

Gök bilimciler, buradan yola çıkarak, Temmuz 2015’te Plüton-Charon sistemine girecek New horizons uzay aracının yeni kozmik cisimler ve halkalar keşfedebileceğini düşünüyor. Plüton sisteminin tam haritasının çıkarışması ise Güneş Sistemi’nin uzak köşesinde nasıl bir gelişim yaşandığını ortaya çıkaracak.

Gök bilimciler, ilk olarak 1978’de Charon’u keşfetmişti. Sırasıyla 2011 ve 2012’de keşfedilen S/2011 P 1 ve S/2012 P 1 uydularına ise Cerberus ve Vulcan adlarının verilmesi kararlaştırıldı. Uluslararası Astronomi Birliği (IAU) henüz resmi olarak uyduların isimlerini açıklamadı.



ntvmsnbc

Dinozorları yok eden bir meteor değildi







"Dinozorları yok eden bir meteor değildi"
ABD bilim insanları, 65 milyon yıl önce Dünya’ya çarparak dinozorların neslinin tükenmesine neden olduğuna inanılan meteorun, aslında bir kuyrukluyıldız olduğunu öne sürdü.

Dinozorları yeryüzünden silen gök cismi, uzun yıllar kabul edildiği gibi bir meteor değil ama bir kuyruklu yıldız olabilir. ABD’nin New Hampshire eyaletindeki Dartmouth Yüksekokulu’nda görev yapan araştırmacılar, Meksika’nın Yucatan yarımadasındaki 180 km genişliğinde Chicxulub kraterinin sanılandan daha küçük ve hızlı bir cisim tarafından oluştuğunu belirtti.

Elde ettikleri sonuçları 44’üncüsü düzenlenen Ay ve Gezegen Bilimleri Konferansı’nda açıklayan araştırma ekibinin başındaki Jason Moore, BBC News’a yaptığı açıklamada, “Amacımız Yukatan yarımadasındaki kratere neden olan cismi çok daha iyi tanımlayabilmek” dedi.

Bilim insanları, kraterin bulunduğu bölgede iridyum içeriği doğal oluşum hızının ortaya koyacağından çok daha fazla miktarda iridyum taşlar bulmuş ve kraterin Dünya dışından gelen bir meteorun etkisiyle oluştuğuna karar kılmıştı.


HESAPLAR DOĞRU DEĞİL

Moore ve ekibi, araştırmalarının ilk kısmında, Chicxulub kraterinde yer aldığına inanılan yüksek orandaki iridyum verilerini yanlış olduğunu ortaya koydu. Dünya dışından gelen cisimlerin neden olduğu bir diğer element olan osmiyumu ele alan araştırmacılar, yaptıkları karşılaştırma sonucunda 65 milyon yıl önce yaşanan çarpışmanın geride sanıldığından daha az enkaz bıraktığını tespit etti.

Yeniden yapılan iridyum hesaplamaları, Dünya’ya daha küçük bir cismin çarptığına işaret etti. Ardından, elde edilen ilk bulgularla, Chicxulub kraterinin fiziksel özelliklerinin ne kadar uyumlu olduğuna bakıldı.

Moore ve ekibi, 180 km genişliğinde bir krater ortaya çıkaran kozmik cismin, oldukça büyük bir sürate sahip olması gerektiğini ele alarak, meteor teorisine kıyasla, bir kuyruklu yıldızın dev kratere daha uygun olduğunu gördü.

BBC News’a konuşan Moore, “Tespit ettiğimiz iridyum ve osmiyum miktarı için 5 km genişliğinde bir asteroite ihtiyacınız var. Ancak 5 metre genişliğindeki bir asteroit 200 km çapında bir krater açamaz” dedi.


Milyonlarca yıl içinde üzeri örtülen krater ve etrafındaki obruklar.






MİLYONLARCA YIL ÖTEDEN GELMİŞ OLABİLİR

Moore, elde ettikleri bulgulara değinerek, “Meteordan daha küçük ama dev bir krater oluşturabilecek cismin ne olabileceğini düşündüğümüzde, aklımıza gelen tek aday kuyruklu yıldız oldu” ifadesini kullandı.

Moore’un ekibinde yer alan Profesör Mukul Sharma, “Gökte hangi cismin ne kadar hızlı hareket ettiğine bakarsanız, en hızlı olarak karşınıza çıkanlar kuyruklu yıldızlar” ifadesini kullandı.

Kuyruklu yıldızlar, Güneş’in etrafında rastgele bir yörünge izleyen, kum, taş ve buz parçalarından oluşan ve çok hızlı hareket eden gök cisimleri olarak biliniyor. Kuyruklu yıldızların oluşması yüzlerce, binlerce hatta milyonlarca yıl sürebiliyor.

65 milyon yıl önce yaşanan çarpışmanın, dinozorlarla beraber Dünya’daki canlı türlerinin yüzde 70’ini yok ettiği düşünülüyor. Çarpmanın ardından çok şiddetli deprem, yangın ve tsunamilerin oluştuğu, atmosfere saçılan toz ve gazların sıcaklığı artırdığı düşünülüyor.



Chicxulub kraterinin yer çekimi haritası.






METEOR İHTİMALİ HALA GEÇERLİ

Moore ve ekibinin yaptığı araştırmayı BBC News’e değerlendiren Londra Imperial College akademisyeni Dr. Gareth Collins, çalışmanın ‘iyi düşünülmüş olduğunu’ belirtti.

Gareth, “Jeokimya’dan yola çıkarak kratere neden olan cismin büyüklüğünü tespit edebileceğimizi sanmıyorum... Jeokimya size cismin kalıntılarının küresel olarak nasıl dağıldığını belirtse de, büyüklüğünü vermez” dedi.

Gareth, “Araştırmacılar, çarpan gök cisminin yüzde 75’inin küresel olarak yayıldığını belirtmiş ve küçük bir cisim olduğu sonucuna varmış. Ancak bu oran yüzde 20’den bile düşük olabilir” ifadesini kullandı.

Bu durum meteor olasılığına kapı aralarken, Moore ve ekibi bu bulguyu kabul ettiklerini, ancak Chicxulub kraterindeki kütle kaybının yüzde 11-25 arası olduğunu belirtti.








ntvmsnbc.com

29 Mart 2013 Cuma

İnsan ve Neanderthal İlk Aşk Çocuğu Bulundu!




   Kuzey İtalya'da 40,000-30,000 yıl öncesine dayanan bir bireyin yaşam iskeletine dair bulunan kalıntılar ilk insan ve  Neandertal çocuğuna işaret etmektedir.



  PLoS ONE dergisine göre, yapılacak analizler doğru çıkacak olursa bu ilk "insan ve Neandertaller'in çiftleştiğine dair doğrudan bir kanıt olacak. Önceki genetik araştırmalar Avrupa ve Asya kökenli insanların DNA'sının % 1 ila 4 oranında Neandertal olduğunu belirledi.


   Araştırmada İtalya Monti Lessini bölgesinde Riparo di Mezzena adında bir kaya sığınağı ortaya çıkarıldı. Kazı da özellikle bireyin çenesi, üzerinde duruluyor. Bu bölge aynı zamanda Neandertal ve modern insanın aynı zaman aralığında  Avrupa'da  yaşadığı yer.


   Fransa'nın Ai-Marseille Üniversitesi CNRS araştırma direktörü Silvana  Condemi ve onun arkadaşları, DNA analizi ve 3D görüntüleme yoluyla kalıntıları incelenmiştir. Daha sonra Homo sapiensle aynı özelliklere sahip olan bu sonuçlar karşılaştırılan sonuçlarda ilginç sonuçlar elde edildi.
   Genetik analizler bireyin mitokondriyal DNA'sına göreNeandertal olduğunu göstermektedir. Bu DNA anneden çocuğa bulaşabilir olduğundan, araştırmacılar, bir insan ve neandertal'in çiftleşmesinin olduğu sonucuna vardılar.


   Neandertallerin 200,000 yıl süren kendi kültürlerini, Moustérien, kurmuştu. Bu tür eksenler ve mızrak uçları gibi çok sayıda çakmaktaşı aletler, Moustérien ile ilişkili bulunmuştur. Eserler genellikle Riparo di Mezzena gibi sığınaklar ve Avrupa çapında bulunan mağaralarda bulunmaktadır. 

   Araştırmacılar "iki insansı türün arasındaki hibridizasyon olasılığı büyük" ancak, Neandertaller kendi kültürel geleneklerini devam ettirdi, demişlerdir. (hibridizasyon, Birbirini bütünleyen iki DNA zincirinin biraraya gelerek ikili sarmal biçimindeki molekülü oluşturmasıdır. )  Çünkü bu ilginç ipucu, bu iki popülasyonun sadece tek bir grupla kaynaşmadığı ve de çiftleşmediklerine de  işaret etmektedir.




   "Etnik temizlik"

Bilim insanları her ne kadar  cinsel etkileşimde bulunup, sosyal olsalar da Neandertaller'in kendi kültürlerini kaybetmediklerini belirttiler. Condemni ve meslektaşları "Neandertaller'le İnsanların bir araya gelmesi aslında pek de iyi sonuçlar doğurmamıştı " dedi.





    Önceki fosil buluntular modern insanın 45.000 yıl önce güney İtalya'da mağarada yaşadığını göstermektedir. Modern insan ve Neandertal bir nedenle binlerce yıl kabaca aynı bölgelerde yaşamışlar ancak yeni  gelen insanlar  Neandertal perspektifinden, hoşlanmamış olabilir. Araştırma ekibi, modern insanın kadın Neandertaller'in tecavüze uğradığını ve bir anlamda "etnik temizlik" yaşanmış olduğunu düşünüyorlar.


     Neandertal kültürünün ve safkan Neandertallerin tümü bazı kaynaklara göre 35,000-30,000 yıl öncesine, bazı kaynaklara göre ise 50,000 öncesine uzanıyor.



Çeviri: Nita ALKAN

28 Mart 2013 Perşembe

History Channel - Yeraltı Şehirleri : İstanbul




  
    İstanbul, kendi kendine bile büyük bir "sır". Yapıların yapılmasının karmaşıklığının yanı sıra bu büyük yer altı şehri nasıl oluyorda hala bu kadar bilinmezle dolu. İstanbul'un geçmişinin ne kadar eskiye dayandığı İstanbul üniversitesi Prehistoria bölümünden Mehmet ÖZDOĞAN tarafın'dan yapılan çok önemli kazılardadır. Edinilen verilere göre İstanbul'un bilinen tarihi 800.000 yıl öncesine dayanmaktadır. Bunun anlamı şudur; İstanbul'un geçmişi sadece bu kenti ya da bizim coğrafyamızı ilgilendirmiyor. İstanbul'un geçmişi çok uzağımızda bulunmayan yerleri de ilgilendiryor. Örneğin bunu Avrupa olarak nitelendirebiliriz.  Basit bir örnek verecek olursak, Paris'in geçmişi Paris yakınlarında bulunan St. Acheul bölgesinde bulunan alt paleolitik buluntularla 100.000 yıl öncesine, Londra'da Clacton buluntularıyla 300.000 yıl öncesine dayanmaktadır. 
  
  Bundan 2 milyon yıl önce Afrika'dan göç eden Homo Erectus'ları, yine günümüzden 200 bin yıl önce yine Afrikadan yola çıkan Neandertal'leri, Avrupa'ya yayılmalarından önce uzunca bir süre konuk etmişiz.



   Anlaşılan şimdilik İstanbul'un tarihi 800.000 yıllık bir geçmişle sınırlı... 


Sunucunun dilinden,



  " İstanbul’un herhangi bir yerinde yürürken geçmişin üstünde yürürsünüz. Herhangi bir yerde toprağın altını kazın binlerce yıllık tarihe ulaşırsınız. Çoğu tarihi kent iyice kazılmıştır, oysa İstanbul’da arkeologlar yüzeyi ancak birazcık kazmışlardır. İşte amacımız bu bu kentin gömülü kalmış tarihinin altındaki katmanlarını soyacağız. Nelere rastlayacağımızı tahmin etmek güç. İnanılmaz, İstanbul'un altında bir bota binmiş durumdayız."



                                            
   


Not: 

 Yarımburgaz Mağarasında yapılan ve İstanbul'un geçmişine yönelik detayları barındıran siteyi aşağıda bulunan linkten takip edebilirsiniz.

  http://www.tayproject.org/TAYages.fm$Retrieve?CagNo=3168&html=ages_detail_t.html&layout=web




Nita ALKAN

27 Mart 2013 Çarşamba

Yeraltı uzaylıları







 Derinkuyu yer altı şehri, Derinkuyu, Ekvador, Kızılderili yer altı şehirleri, Dulce, New Mexico yakınında Archuleta Mesa yeraltı uzaylılarının yaşam alanları mıydı?

 Hani bazen "inanmıyorum", gerçekten olamaz diyerek izlediğimiz belgeseller vardır ya, işte bu da benim gözümde tam da o yerde kalacak türden önemli bir belgesel oldu ve sanırım etkisinden yine uzun süre kurtulamayacağım... 





     Her zaman olduğu gibi hikayemizde varsayımsal olarak Amerika'ya ait gizli bir üssün de bulunduğu iddia  ediliyor. Bilinmez ama belgeselin izlenmesi gerektiğini meraklıları için söylemek istiyorum. Belgeselimizin çok yeni olduğunu ve aynı zamanda "Türkçe" çevirisinin de bulunduğunu belirtmek isterim. İyi seyirler.



Nilüfer ALKAN


   

Ona 'OMG' mikroskop dememizin nedeni!









   3D yapılandırılmış aydınlatma mikroskobu (SIM) adı verilen bir teknik kullanarak, OMX 100 genelinde nanometre ve fazla olarak çözünürlüğünü iki katına kadar küçük nesneleri görebilirsiniz. İşte şimdiye kadar mikroskop tarafından çekilen süper çözünürlüklü görüntüler.


  Tüm görüntüler GE Raporlar'ın izni ile kullanılmıştır. Üstte: Kanser: mikrotübüller (kırmızı), kinetochores (yeşil) ve DNA (mavi) için metafaz boyanmış Metafaz epitel hücresi. Kredi: Jane Stout.














Kanser: mikrotübüller (yeşil), pericentrin sentrozom protein (kırmızı) ve DNA (mavi) için boyandı Tane insan servikal kanser hücresi. Kredi: Steffen Lawo








İmmünoloji ve enfeksiyon: CACO-2 apikal aktin hücre iskeletinin etiketlemek için lekeli bağırsak epitel hücreleri. Kredi: Matthew Tyska








Kanser: tübülin (yeşil) ve Ncd80 (kırmızı) için boyandı bir PTK1 hücrede Mitotik mili. Kredi: Keith DeLuca








Gelişimsel Biyoloji: İnsan keratinosit hücreleri GFP keratin-14 (yeşil), DNA (mavi) için boyandı etiketli expressin. Kredi: Graham Wright













Sağırlık: İç kulak duyu hücreleri aracılığıyla tespit edildi. Kredi: Nicolas Grillet









Kanser, nörolojik bozukluklar: mikrotübüller (yeşil), aktin (mor) ve DNA (mavi) için etiketli Drosophila melanogaster over. Kredi: Timothy Weil




Kanser: prometafaz insan serviks kanseri (HeLa) tübülin (sarı) için boyandı GFP-histon etiketli kromozomlar (mavi) ile hücre. Kredi: Markus Posch




Kanser: mikrotübüller (yeşil) ve DNA (mavi) için boyandı Mitotik insan servikal kanser hücresi.Kredi: Steffen Lawo




Sağırlık: İç kulak duyu hücreleri tespit Hareket. Kredi: Nicolas Grillet




HIV: Doku bölüm CD4 lekeli + hücreleri (kırmızı), stroma (yeşil) ve çekirdekleri (mavi). Kredi: Ann Carias




Gelişimsel Biyoloji: synaptonemal kompleksi-3 için boyandı kromozomlu mayoz spermatosit.Kredi: Graham Wright




Kanser, nörolojik bozukluklar: mikrotübüller (yeşil), aktin (mor) ve DNA (mavi) için etiketli Drosophila melanogaster over. Kredi: Timothy Weil




Kanser: nükleol (kırmızı), sentromer (sarı) ve çekirdek zarı ve plazma zarı (camgöbeği) işaretleme floresan füzyon proteinleri ifade Maya. Kredi: Marc Yeşil




Sağırlık: tübülin ve merkel hücresi sitokeratin için boyandı Toe bölümü (yeşil de), S-100 (kırmızı) ve DNA (mavi). Kredi: Nicolas Grillet.


  GE DeltaVision OMX Blaze yeni teknolojiyi kullanarak hastalıkların bilim manzaralarını sunar. Bunlar, bakteriyel hücre, antibiyotik yeni nesil geliştirme kemoterapi kanser hücrelerinin yanıtı gözlemlenmesine izin verir. Ayrıca bölünme, HIV ve diğer virüslerin hücre iletim hücre incelemek için kullanıyor. Bilim adamları,  iki özdeş kümeler halinde bulunan canlı hücreleri ve kromozom ayırma işleminde ki mitoz anını da izleyebilir.


Indiana Üniversitesi'nde bir araştırma görevlisi olan  Jane Stout aracın verdiği OMX "OMG" 'nin sonuçlarını olağanüstü olarak değerlendirmiştir. Stout mikroskop'un "daha önce benzeri görülmemiş bir çözünürlükte hücrelerin içinde ayrıntılarını görmek" için kendisine izin verdiğini söyledi.


Bu olağanüstü süper-çözünürlük mikroskobu hakkında daha fazlasını okuyun GE Raporları .



http://io9.com kaynağından çeviri: Nilüfer ALKAN




26 Mart 2013 Salı

Klaus Dona: The Hidden History of the Human Race




March 2010



**Ed note: Some transcripts contain words or phrases that are inaudible or difficult to hear and are, therefore, designated in square brackets.** 


BILL RYAN (BR): This is Bill Ryan here from Project Camelot and Project Avalon. It's the 20th of February, 2010, and it's my great privilege to be meeting again with Klaus Dona. In this video presentation it’s going to be an interview with a difference because I'm going to do very little talking indeed, maybe none at all! 

Klaus is going to be doing an audio commentary on one of his extremely special, unusual, and fascinating slide shows about the artifacts and the various phenomena that he has been researching, discovering, investigating personally all over the world relating to what I think you could legitimately call The Hidden History of the Human Race. Would you say that that's a good summary, Klaus? 

KLAUS DONA (KD): That's a very good summary, yes. 

BR: [laughs] So I'm going to step back here, and what follows now, just kick back and enjoy this slide presentation. Klaus is going to take you through his own journey… you can accompany him on his own journey through his own discoveries. And take it away, Klaus. 

What are we looking at here ? I can see an array of pyramids. What's the significance
?

KD: The significance is that you can find pyramids all over the world on each continent. The question is when and who did build those pyramids? Why many of those pyramids all over the world are looking very, very similar? 

Another question is did there really exist a global civilisation? I think many of our researches are really telling us that once upon a long time, a global civilisation existed, but how many thousands of years ago we don't know.



Most of the audience of Project Camelot may know about the story of one stone pyramid building found in 1984, 25 metres under the sea level in Japan on the island of Yonaguni, which is the southest [most southerly] Japanese island belonging to the Ryukyu Island Group. 



There is still a struggling of some international archaeologists who are saying that these monuments were done by Nature. But my friend, Professor Masaaki Kimura, did several years since then, researches not only on this monument, but also he found several others close by. On the right side down you have a model.



And one thing Nature is definitely not doing… on top of two platforms of this monument, there is one huge stone turtle and one huge stone bird – like an eagle. Nature is doing many things, but not such a precise, perfect monument. 


And the question is where are all the stones? If Nature would have done it...broken down… where are those stones? There are also streets and there was also found a stone stadium like a Roman Colosseum with stone seat rows and stone stairs. Nature is great, is doing many, many great things, but not such perfect buildings.



Here you have a huge stone turtle and you can see also how small is the diver against this big monument. [lower left]



Here you have one street with stairs going up.



Here again, a very close-up picture just to recognise the size of this huge monument.


Ancient World Maps



Here you can see some world maps. On the top, on the right side [enlarged, right] you can see the Piri Reis map which was used already long time before Christopher Columbus came to America and you can see how perfect this map was already in the beginning of the 16th century, showing part of Europe, of Spain, Portugal, part of Western Africa and also part of South America. We do not know until now[even now] who was able to make such a perfect map already centuries ago.

On the rest of the Piri Reis map, which we do not show on this picture, you can also see the Antarctic without ice. In 1956 researchers found out that the Earth under the ice mass at the Antarctic is exactly like the Piri Reis map was showing, so this Piri Reis map should be at least older than 10- to- 12,000 years. But the next question would be: Who was able to make such a wonderful world map?

On the left side, on top, you see Atlantis [enlarged, left] done by Althanasius Kircher and the map is the other way round. He did it the other way round, and you can see the continent between Europe, Africa, and also America.

And you can see on the left side down, [in the first photo of different maps; enlarged left] different sides of a huge stone world map.

This stone world map was found in 1984 while gold digging in Ecuador in an underground tunnel system with other 350 artifacts which do not really fit any known and existing South American pre-Columbian culture.



  

On this stone map [left] is a natural quartz line, a white one. This is the front side of the world stone map, and you can see approximately in the Near East, close to Saudi Arabia. You can see an inlay as an eye and from this eye to the right and to the left is a natural quartz line going on the right side over India, Thailand. And also there is a long island on the right side which Professor Kimura's research gave him the statement that from the northest [northernmost] Japanese island until far down after Taiwan, once there existed a huge continent… but then this world map must be older than at least 10- to- 12,000 years.


Here is the back side and you can see on the right side coming the quartz line passing in the Atlantic a continent, Atlantis, which in our days does not exist anymore. Then the white line is crossing part of South America.



Here you have a close-up and you can exactly see the Bay of Guayaquil an inlay going up to North and a round inlay showing exactly the place where there were found those artifacts. And there is also the best quality water worldwide existing.




7 Mart 2013 Perşembe

Sfenks: Arketipik Bir Bilmece




Sfenks’in neden yapıldığı artık biraz daha açık. Mısırlı Atlantalılar bu en harika heykelleri­ni, bıraktıkları en eşsiz hatırayı, Işık Tanrıları olan Güneşe adamışlardı.    (Paul Brunton)
Büyük Piramit’i yapanların, piramidin iç kıs­mını yapmak için taş çıkarırken bıraktıkları bir kaya yığını, Keops zamanında, insan başı taşıyan, boylu boyunca uzanmış dev bir aslana dönüştü­rüldü…   (I.E.S. Edwards)
Bu alıntılar, Sfenks hakkındaki birbirinden uzak yorumların örneğidir: Bir yanda tamamen mistisizm ve diğer yanda sevimsiz bir pragmatizm. Yaşamının bü­yük bir bölümünü kuma gömülü olarak geçiren Sfenks’in yaşı ve yapılma amacı, nasıl yapıldığı, içinde­ki gizli bölmeler, kehanetlerdeki rolü ve en az onun kadar gizemli olan piramitlerle bağlantısı hep merak ko­nusu oldu. Varsayımların çoğu, sürekli Sfenks’i daha iyi öğrenmek için uğraşan ve bu yapının sırrı hakkında görüşler ileri süren Mısır araştırmacılarını ve arkeologları umutsuzluğa düşürmektedir. Giza platosunun üzerinde onu savunurmuş gibi duran Eski Mısır’ın ve günkü Mısır’ın bu ulusal sembolünün, belki de alışıp gelmiş bir işlevi vardı: Yüzyıllar boyunca şairlerin bilginlerin, mistiklerin, maceracıların ve turistlerin hayal dünyasını meşgul etmek. Giza Sfenksi Mısır’ın ruhunu temsil etmektedir.
Yüzü güneşe dönük Büyük Sfenks, Kahire’nin 6 mil kadar batısında, Nil Nehri’nin batı kıyısında bulunan Giza platosunun üzerindedir. Mısırlı hükümdarlar ona güneş tanrısı olarak tapınıyorlardı ve Hor-Em-Akhet (Ufkun Gök Tanrısı) diyorlardı. Sfenks, üç büyük piramide  - Büyük Piramit Khufu (Keops), Khafre (Chepren) ve Menkaura (Mycerinus) – kısa bir mesafede, firavunların hükümdarlık merkezi olan eski Memphis’teki büyük mezarlıktadır. Yapı, 73 metre uzunluğu ve yer yer 20 metreye varan yüksekliğiyle, eski medeniyetler­den günümüze kalmış en büyük heykeldir. Kötü güçle­re karşı koyduğuna inanılan kutsal kobra yılanının bir kısmı ve sakal bugün bulunmamaktadır. Sakal kısmı halen British Museum’da sergilenmektedir. Sfenks’in başının her iki kısmındaki uzantılar, Mısır krallarının taktığı bir tür başlıktır. Sfenks’in başı binlerce yıldır erozyondan dolayı ağır hasar aldıysa da, kulaklarından birinin etrafında, ilk yapıldığında kullanılan boya hâlâ görülebilir. Sfenks’in yüzünün ilk yapıldığında koyu kırmızıya boyanmış olduğu sanılır. Pençelerinin arasın­daki küçük tapınakta firavunların güneş tanrısı şerefi­ne koydukları düzinelerce üzeri yazılı sütun vardı.
Sfenks günümüzde insanlar ve kirlilikten dolayı çok zarar görmüştür. Aslında onu tamamen yok olmaktan kurtaran tek şey, zamanın büyük kısmını çöl kumuna gömülü olarak geçirmiş olmasıdır. MÖ 1400′lerde Fira­vun Tuthmosis IV ile başlayarak, bin yıllar boyunca Sfenks’i restore etmek için birçok girişimde bulunul­muştur. Bir gün ava çıktığında Sfenks’in gölgesinde uy­kuya dalan firavunun rüyasında bu büyük yarı-aslan, kendisini içine çeken kumun onu nefessiz bıraktığını, o kumu ortadan kaldırırsa Aşağı ve Yukarı Mısır’ın tacı­na sahip olacağını söyler. Sfenks’in pençelerinin arasın­da, bugünkü adıyla Rüya Sütunu denen bir granit sü­tun bulunur. Bu sütunun üzerinde, firavunun gördüğü rüyanın hikayesi yazılıdır.
Firavun önünden kumları kaldırmasına rağmen dev heykel kısa süre sonra kendisini tekrar kumlar altında buldu. Napolyon 1798′de Mısır’a geldiğinde Sfenks’in burnu yoktu. Bir rivayete göre bölge Türk hakimiyetindeyken Sfenks’in burnu nişan alma alıştırmalarında hedef olmuştur. Diğer bir tahmin de (doğruluk payı en yüksek tahmin), MS 8. yüzyılda, Sfenks’in kutsal nesnelere karşı saygısız bir idol olduğunu düşünen bir Sufinin burnu keski darbeleriyle söküp çıkardığı yönün­dedir. 1858′de heykelin etrafındaki kumların bir kısmı Mısır Tarihi Eserler Servisi’nin kurucusu Auguste Ma­riette tarafından temizlendi. 1925-1936 yılları arasında Fransız mühendis Emile Baraize, Tarihi Eserler Servi­sini temsilen Sfenks’i kazdı. Antik çağdan sonra ilk kez Büyük Sfenks bir kez daha gün yüzüne çıktı.
Bu gizemli heykel konusunda birçok Mısır araştır­macısının hemfikir olduğu görüş, dördüncü hanedanlık firavunlarından Chephren’in MÖ 2540′ta, bugün Sfenks’in hemen yanında bulunan Chephren Piramidi yapılırken taş yığınının kendi yüzünü taşıyan bir asla­na dönüştürülmesini istediği yönündedir. Ancak hiçbir yerde Chephren ve Sfenks arasındaki bu bağlantıyı doğrulayacak yazılı bir kanıt bulunmamaktadır ve heykelin nasıl yapıldığından bahsedilmemektedir. Yapının  ihtişamını düşündüğümüzde bu durum biraz kafa karıştırıcıdır. Birçok Mısır araştırmacısı aksini iddia etse de, hiç kimse Sfenks’in ne zaman ve kim tarafından yapıldığını tam olarak bilmez.
1996′da New Yorklu bir dedektif ve uzman heykeli incelediğinde Büyük Sfenks’in yüzünün, bilinen Chepfren tasvirlerine uymadığı sonucuna vardı. Sfenks’in yü­zünün Chephren’in büyük kardeşi Djedefre’ye daha çok benzediğini düşünüyordu. Bu konu hâlâ tartışılmakta­dır. Sfenks’in kökeninin ve amacının bilinmemesi, ingi­liz okültist Paul Brunton ve 1940larda Amerikalı med­yum ve kahin Edgar Cayce örneklerinde olduğu gibi sürekli mistik yorumlamaları beraberinde getirmektedir. Cayce bir gün trans halindeyken Sfenks’in ön pen­çelerinin altında içinde Atlantis yok olduktan sonra hayatta kalanlara ait kayıtlar içeren bir kütüphanenin olduğu gizli bir bölmenin bulunacağını tahmin etmiştir.
Büyük Sfenks, Piramitler yapılırken taş ocağında bı­rakılan yumuşak, doğal bir kireçtaşından, ön pençeleri bundan ayrı olarak eklenen büyük kireçtaşı parçalarından yapılmıştır. Heykelin en garip özelliklerinden biri, başının gövdesiyle orantısız olmasıdır. Yüz kısmı yapıl­dıktan sonra heykelin başı farklı firavunlar tarafından değiştirilmiş olabilir, ancak heykelin yapımında temel alınan üslup incelendiğinde, bunun Mısır’da Eski Kral­lık döneminden (bu dönem MÖ 2181′de sona ermiştir) sonra yapılmış olması imkansızdır. Heykel ilk yapıldı­ğında başı koç ya da şahin başı olup, sonradan insan figürüne dönüştürülmüş olması da bir diğer ihtimaldir. Binlerce yıldır heykel üzerinde yapılan onarım çalışma­ları da yüzün boyutlarını küçültmüş veya değiştirmiş olabilir. Özellikle Büyük Sfenks düşünülenden daha eskiyse, heykelin başının vücuduna oranla neden daha küçük olduğuna dair bu tahminlerin hepsinin doğruluk payı vardır.
Son yıllarda, heykelin ne zaman yapıldığına ilişkin yoğun bir tartışma söz konusudur. Öncelikle yazar John Anthony West, Sfenks üzerinde rüzgar ve kum erozyonuyla değil, su erozyonuyla açıklanabilecek bazı aşınmış kısımlar olduğunu fark etti. Bunlar Sfenks’e özgüydü ve platodaki diğer yapılarda bulunmuyordu. Bunun üzerine West, Boston Üniversitesi profesörlerin­den jeolog Robert Schoch’u heykel üzerinde incelemeler yapmak üzere davet etti. Yeni bulguları inceleyen Schoch, bunun gerçekten de su erozyonuyla ilgili oldu­ğu fikrine katıldı. Günümüzde Mısır kurak bir bölgedir, ancak bundan 10000 yıl kadar önce bu ülke sulak ve yağış alan bir yerdi. Araştırmaları sonucunda West ve Schoch, su erozyonuna maruz kalmış olduğu için Sfenks’in tahminen 7000 ila 10 000 yıl önce yapılmış olması gerektiğine karar verdiler.
Mısır’da bir zamanlar sık görülen sağanak yağışların Sfenks yapılmadan uzun süre önce sona erdiğine dikkat çeken Mısır ara­tırmacıları, Schoch’un teorisini çok hatalı bulmuşlardır. Daha da önemlisi, neden Giza Platosu’nda su erozyonu­na ilişkin, West ve Schoch’un teorisini doğrulayacak başka tek bir kanıt yoktur? Bölgede gerçekten su eroz­yonu meydana geldiyse etkisi yalnızca Sfenks heykeliyle sınırlı kalmış olamaz. West ve Schoch, olayı inceler­ken son yüzyılda Giza’daki yapılara büyük zararlar ver­miş olan yoğun endüstriyel kirliliği gözardı ettikleri için de eleştirilmektedir.
Sfenks’in yapılış tarihi konusunda kendi kuramını öne sürmüş bir diğer araştırmacı da yazar Robert Bauval’dır, Bauval 1989′da, Giza’daki üç büyük piramit ve bunların Nil Deltası ile oluşturdukları şeklin, Orion Takımyıldızının kuşağındaki üç yıldız ve bunların Samanyolu ile oluşturdukları şekil gibi, yer üzerinde bir çeşit üç boyutlu hologram çizdiklerini gösteren bir makale yayınladı. Bauval, çok satan kitap Tanrının Parmak İzleri’nin yazarı Graham Hancock’la birlikte, Sfenks, etrafındaki piramitler ve eski çağlara ait bazı yazıların, Orion takımyıldızıyla bağlantılı olan bir çeşit gökbilim haritası oluşturdukları yönünde bir kuram geliştirdi. Bu tahmini harita konusunda ikilinin en güvendikleri kanıt, bu yıldızların MÖ 10500′deki (yani Sfenks’in yapılışından daha da önceki) konumlarıdır. Büyük Sfenks’te gizli geçitler olduğuna dair birçok söy­lenti vardır. Florida State, Boston ve Waseda Üniversi­telerinin (Japonya) araştırmalarında, yapının çevre­sindeki alanda bazı anormallikler olduğu tespit edilmiştir, ancak bunlar bölgenin doğal özellikleri de olabi­lir. 1995′te yakınlardaki bir park alanında yenileme ça­lışmaları yürüten işçiler, içlerinden ikisi yeraltından Sfenks’e doğru yaklaşan bir dizi tünel ve patika buldular.
Bauvel’e göre bu yollar Sfenks ile aynı zamanda ya­pılmıştır. 1991-1993 yılları arasında sismograf kulla­narak yapıda erozyondan kaynaklanabilecek etkilere dair kanıtlar ararken Anthony West’in ekibi yerin bir­kaç metre altında pençelerin arasında, Sfenks’in her iki yanında düzgün şekiller verilerek açılmış çukurlar ve odacıklara rastladı. Ancak araştırmalarının devamı­na izin verilmedi. Acaba bu durumda Edgar Cayce’in orada bir kütüphane bulunduğuna yönelik tahmini doğru olabilir mi?
Bugün bu büyük heykel rüzgar, nem ve Kahire’den gelen dumanlı sisin etkisiyle harap olmaktadır. Heykelin yenilenmesi ve korunması için 1950′den beri büyük ve masraflı bir proje yürütülmektedir Ancak, bu projenin başlarında onarım çalışmaları için, kesinlikle kireç taşının yerini tutamayacak olan çimento kullanılmıştır. Bu da heykele daha da zarar vermiştir. Daha sonra 6 yıl boyunca 2000′den fazla kireçtaşı parçası eklenmiş ve yapıya kimyasal maddeler uygulanmıştır, ancak bu yöntem de başarısız olmuştur. 1988′de Sfenks’in sol om­zu öyle kötü bir durumdaydı ki, yapıdan taş yığınları düşüyordu. Günümüzde yenileme çalışmaları, zarar gö­ren omuz kısmında onarma çalışmaları yapan ve topra­ğın altındaki suyun bir kısmını çekmeye çalışan Tarihi Eserler Yüksek Konseyi’nin gözetiminde devam etmek­tedir. Sonuç olarak, bugün keşif ve kazı çalışmalarına değil, koruma çalışmalarına ağırlık verilmektedir. Bu yüzden Büyük Sfenks’in sırrını öğrenebilmek için daha uzun süre beklememiz gerekecek.
_______ooOoo_______
Kaynak: Gizlenen Tarih – Brian Haughton